Servet-i Fünun

RESSAM ŞOVALYE FAUSTO ZONARO

Ahmet İhsan Bey masasının başında sandalyesine oturmuş bir hesabın tetkikiyle, Tevfik Fikret Bey masaya itina etmiş bir levha-i saatin temaşasıyla meşgul. Odaya girince yedi sekiz satırlık matbuu bir tezkireyi bana uzattılar:

-Gider misin?

Didiler. Bir ressam Beşiktaş’ta ki hanesini bir küçük meşhur sanat haline koymuş, zeka ve maharetin hayat sanatkaranesinin mahsulatını teşhir etmiş, ‘Servet-i Fünun’ namında bir davetname göndermiş idi.

-Peki! Didim.

İrtesi sabah Beşiktaş’ta Hazine-i Hassa Akaretlerinden elli numrolu hanenin kapusunda tevkif ittim. Kapunun üzerinde ‘Ressam Hazret-i Şehriyari Zonaro’ levhasını gördüm. Bu ressam! Didim. Çıngırağı çektim. Bir hizmetkar kapıyı açtı. Kartımı verdim. Sergiyi temaşa içün geldiğimi söylediğim. Vakit pek irken idi. Bizimki bilafasıla her gün çalışmağa mecbur olanlar içün vakit bulmak güçtür. Ya pek irken ya pek geç. İrken davranmak geç kalmağa müreccahtır.

Hizmetkar orta katta bir salon haline ifrağ idilmiş olan sofaya kadar delalet itdi. Burada bir iki dakika bekledim. Gayet nazik, beşuş, mültefit bir kadın elinde kartım olduğu halde yukarı kattan aşağı indi. Sade fakat zarif bir libas giymiş idi. Pek irken gelişim rahatsızlığı mucib oldu. Zeminde istiğfayı kusur itdim. Pek terbiyeli bir sahibe haneye yakışır surette davrandı.

-Bilakis, biz pek irken kalkarız. Tuluğun meftunuyuz. Afv dileyecek siz değilsiniz. Zevcim namına ben sizden afv dilerim. Bir saate kadar avdet itmek üzere sabahleyin çıktı. Hala gelmedi. Sizi karşulayamaması evde bulunmamasındandır.

 

Bu hüsn-i muameleyi, bu nezaketi takdir ittim. Bu madamın ressamın zevcesi olduğunu anladım. Ressamın mahsul, irfan ve maharetini temaşa içün bir aza intizar itmek, kendisini beklemek mecburiyetinde olduğumu ekledim. Yanlış anlamışım.

Madam Zonaro didi ki:

-Zevcemin bulunamadığına müteessifim çünki değersiz eserlerini bizzat gösterib her eserin nasıl bir fikir tetkikiyle vücuda geldiğini size tağrif itmesini istedim. Lakin ben zevcemin hayatına iştirak ittiğim gibi hayat sanatkaranesine bigane kalmamağa çalıştım. Arzu iderseniz resim salonunu gezebilirsiniz. Zevcemin semerat-ı mesaisini görürüz.

Hayal ile hakikat arasında bir fark var! İnsan hayalperver olmaktan kurtulamaz. Bu hassa fıtrat-ı beşerde meknuzdur. Hattı fev-i hayaliyesi ekseriya insanı fevkal tabiye-i ahvale sevk ider. Sokakta hal-i tabiyyide yürüyen bir adama bakmayız. Kan ter içinde koşan birine dikkat ideriz. Bu tabiyattan ziyade fevkaladeliğe meyil ve merak eseridir. İhtimal yine bu hasadendir ki insan kuvve-i hayaliyesinde bir takım levhalar tasvir eder. Bunlara vücud verir. Bunların temaşasından bir lezzet alır. Bu zaman yine sert, acı hakikatı idrak etmesin istemez. Sanki ruhunu bir alem-i ulvide dolaştırır. Hayalet ne kadar latif ne kadar vasığ olsa yine pek çok zaman bir hakikat ile tarumar olur…

İnsan görüp bilmediği şeyler hakkında tasvirat-ı hayalperveraneden kurtulmaz. Size bir harika-i sanat tağrif iderler, bir merkez medeniyetin şağşağsını anlatırlar. Büyülüdür, zihinde, hayalde pek. Bir de görürseniz nazar-ı hakikat beyin ile bakarsınız pek sade, pek tabii, pek insani…


Add comment

Comments

There are no comments yet.